____Küba hikayesinin kahramanı kadınlarmış!___

Türkiye’de insanların en çok gezip görmek istedikleri ülkelerden birisi herhalde Küba 

Sesi, karizması cüssesinden kat be kat fazla çıkan, sıra dışı bir ülke.
Dünyanın koskoca süpercügü Sovyetler Birliği’nin koruyamadığı  sosyalist sistemi tek başına ayakta tutmaya devam ediyor.
11 milyon nüfuslu küçücük bir ülkede yaratılan Küba efsanesinin kahramanı meğer kadınlarmış!
Kübalı kadınlar  kanun kitaplarında yazan “kadın erkek eşitliği” ile yetinmeyip hayatın her alanında en az erkekler kadar etkin olmayı başarmışlar…
Nilüfer Belediyesi Karaman Dernekler Yerleşkesinde dün akşam, “Devrimde Kübalı Kadınlar” konulu bir belgesel film izledik. Maria Torrellas imzalı filmde Küba devrimi ve sonrasında kadınların yaşamları, Vilma Espin, Celia Sanchez ve Haydée Santamaríagibi devrimin kadın kahramanları ve ülkede kadınların yaşamı, kadınların kendi ağzından anlatılıyor.
Filmi izlerken uzaklara daldım… Başta Kara Fatma olmak üzere bizim Kuvayı Milliye saflarında cenk eden, sırtında mermi taşıyan, erzak taşıyan, yemek pişiren, padişah ve İngiliz, Yunan hafiyelerinden kaçan direnişçileri evlerde saklayan kadınlar geldi aklıma.Bakmayın Beşevler‘de bir kavşağa heykelinin yapıldığına, Kara Fatma‘nın bunca tanınırlığına, kahramanlığı rağmen Ankara Polatlı civarında sefillik içinde ölüp gittiğini duymuş, içim acımıştı. Bizler maalesef erkek değil, kadın kahramanlarımıza da, gazilerimize de  hak ettikleri saygıyı gösterememiştik. Ama Küba, hem devrim yılları, hem de sonrasında “sosyalist toplumun inşaası“nda kadınları hep ön planda tutmuş.

Küba Cumhuriyeti Konsolosu Mayvet Gonzalez Fernandez, film öncesinde ülkesinde kadınların durumu hakkında bilgiler verdi. Özetle, kulak verelim:
“Kübalı kadınlar gerek İspanya sömürgeciliğine, gerek Badista diktarörlüğüne karşı mücadelede aktif yer  aldılar. Birçoğu bizzat elde silah savaşın içindeydi. Yeraltı birliklerinin üyesiydi. Lojistik, destek, haberleşme, saklama gizleme gibi görevler yaptılar. 
Zaferden sonra Kübalı Kadınlar Federasyonu kuruldu, 1960’da. Önderimiz Fidel’in söylediği gibi bu ‘Devrim içinde bir devrim’ idi. Kadınların neredeyse tamamı katıldı. 4 milyon üyesi vardı bu konfederasyonun.
Cinsiyet eşitliği yönünde mücadele eden kadınlar, ekonomik ve toplumsal kalkınmanın en önemli rolü üstlendiler. Kadınlar cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını öngören yasal çerçevenin oluşmasında, kürtaj, boşanma hakkı gibi konularda ön sırada yer aldılar. 
Küba’da halka eğitim, sağlık hizmetleri bedava verilir. 
Aileye destek, cinsel sağlık yasal koruma altında. 
Geçtiğimiz 24 Şubat’ta, yüzde 91 katılım ve yüzde 87 oy ile kabul edilen yeni Küba Anayasası’nda hak eşitliği ve cinsel haklar güvence altına alındı. Cinsiyet ayırımı kesin bir dille yasaklandı. Yeni Anayasa’nın Hazırlık Komisyonu başkanı bir kadındı. Kadın-erkek eşitliği garanti altına alındı. 

SAĞLIK, EĞİTİM KADINLARDAN SORULUR…

Ortalama yaşam süresi Küba’da erkekler için 78,5, kadınlar için 80 yıldır. 
Küba Meclisi’nin yüzde 53’ü kadın üyelerden oluşur. 
Memurların yüzde 49’u, öğretmenlerin yüzde 66’sı, hakim savcıların yüzde 75’i, akademisyenlerin yüzde 82’si, bilim teknoloji alanında çalışanların yüzde 53’ü, sağlık sektöründe çalışanların yüzde 72’si, Ar-Ge alanında çalışanların yüzde 60’ı kadındır.”
Fidel Castro boşuna “Kadınlar olmazsa devrimin muazzam eserleri asla olamazdı” dememiş.
84 dakikalık belgesel zaten herşeyi gösteriyor.

Kadınlar müthiş kendine güvenli, cesur, korkusuz…
Küba’da erkek ve kadınlar için “cinsel eğitim” küçük yaşlarda verilirmiş.
Çocuk bakımı ailenin temel görevlerinden addediliyor, devlet hem ücretli izin hem sağlık açısından bütün ihtiyaçları karşılıyormuş.
Kapitalizmin fuhuş, servet edinme, miras vs. güdülerle “cinselliği rehin ettiği“ni düşünen kadınlar, “eşit işe eşit ücret” lafını slogan olarak bırakmamış, gündelik yaşamda uygulamış.
Tabi sonuçta Küba devrimi, 50-60 yaşında, çoğuna göre yeni ve acılar da taze.
Yaşlı kadınlar Batista diktatörlüğü dönemini anımsatırken, “sıfır noktasına düştükten sonra devrimin sayesinde anka kuşu gibi küllerinden doğduklarını” ifade ediyor.
Kadınların kendine güveni çok bariz…
Diyelim bir erkek taciz, tecavüz mü edecek?
“Sıkar!” diyor kadın!
Sahiden, Küba’da sakın ola bir kadına yan bakmaya kalkmayın, pişman edersiniz..
Öylesine içine kapanıp sesiz kalmayacağını, saldırganın hakkından geleceğini söylüyor.
Kadınlar içlerindeki “dişi kurt”u her daim tetikte tutuyor anlaşılan..
Ülkemdeki kadının  salt cinsel bir obje olarak kullanılması, “kadın cinayetleri”, “çocuk gelinler”, kanser gibi yayılan fahişelik, kadına şiddet vs. geliyor aklıma.
Tabi, konuşmayı dinleyip, filmi de izledikten sonra “İyi güzel de nereye kadar” diye merak ediyorsunuz.
Malum özellikle Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra artık sosyalizm diye birşey kalmayacağı, Küba’da da sistemin “göstermelik” hale geleceği yönünde kaygılar vardı.
Kübalı kadın konsolos, soruları yanıtlarken, son yıllarda ağırlaşan “ABD ambargosu“, Venezuela’ya karşı darbe girişimi konusuna değildi. Bu ambargo az buz birşey değil. Örneğin pek çok ilaç Küba’ya piyasanın üç katı fiyatla satılabiliyormuş. Küba devletinin bunu vatandaşa bedava dağıttığını da hatırlamak lazım.
Anlaşılan geçtiğimiz günlerde kabul edilen yeni Anayasanın amacı da vatandaşın iradesini, direngenliğini cümle aleme duyurmakmış.
Konsolos Fernandez, merak edilen soruları yanıtlarken, söze “Hiçbirşey mükemmel değildir, Küba devrimi de… Ama komünist topluma ilerleme hedefiyle mücadelemize devam ediyoruz” ifadesi ile başladı.
Anayasa’da “Kapitalizme asla geri dönülmeyecek” hükmü konulduğunu söyledi.
Sadece cinsiyet değil, her türlü ayırımcılığa karşı mücadele edildiğin anlattı.
“Eskiden sadece “Devlet Başkanı” vardı, şimdi artık Başbakan da var” dedi.
“Abluka altında yaşayan bir ülkede, bazı zorunlu ihtiyaçlar  gözetilerek özel mülkiyete izin veriliyor. Eskiden de üzel mülkiyet vardı. Ama bunlar küçük şeyler. Herşey kamu mülkiyet sistemi üzerine kurulu” dedi.

‘ CHE’NİN ÇANTASINDA ATATÜRK’ÜN NUTKU’…

Küba’ya gidenlerin oradaki Atatürk anıtının önünde hatıra fotoğrafı çekmeleri bir gelenek haline geldi. Ancak, Kübalıların efsane kahramanlarından olan Che Guevara’nın  “sırt çantasından Atatürk’ün Nutku çıktı” haberlerinin galiba aslı astarı yokmuş.
Anlatılanlara göre, Che, Bolivya’da katlediktikten sonra, uzun yıllar Kübalılar ne onun naaşına ne de özel eşyalarına ulaşabilmiş. Che’nin naaşına 1990’ların başında ulaşmış, getirmişler.
O sırada Che‘nin sırt çantası değil de, kaldığı yerdeki kütüphanesi bulunmuş ve kütüphanedeki kitapların listesi çıkarılmış. Bir sürü kitabın yer aldığı o listede Nutuk yokmuş. Anlaşılan, 1960’larda İspanyolcası basılmamış olan Nutuk’un Che’nin başucunda bulunduğu söylentisi hoş bir yakıştırmaymış…
Ama Che‘nin kütüphanesi’deki kitap listesinde yer alan tek Türk kitabın Nazım Hikmet’e ait olduğunu bu vesileyle öğrenmiş olduk. Dünyaca kabul edilen şair Nazım Hikmet’in Che kitaplığındaki kitabı, Türkiye değil, Sovyetler Birliği’de basılmışmış.

Lütfen Paylaşın ve Beğenin