İŞTE EYLÜL

“Sevgili Alper Tüydeş, Karacabey Longoz Ormanları’ndaki Eylül’ü fotoğraflamış da, anlatımını yazarlara, şairlere bırakmış. Şairlik ve yazarlıkta iddiamız yok ama yine de işimiz yazmak ya! Biz de dilimizin döndüğünce kendi Eylülümüzü bakın nasıl anlattık!”

***
Eylül, hüzün ayıdır. Bir adı da “Hazan” olan Eylül, ayrılıkların yaşandığı; acımasız ve sert rüzgârların dalların aylardır konuk ettiği yemyeşil yaprakları soldurup, yok oluşa sürüklediği dönemdir. Göçmen kuşların, son danslarını sergiledikten sonra, uzak diyarlara kanat çırptığı zaman dilimidir Eylül.

Ben, vedasız ve ebedî ayrılıklarda en yakınlarımı içim parçalanarak bir Eylül ortasında sonsuzluğa uğurladım. Aylardır maviliğinin altında gezindiğimiz, akşamları Samanyolu’nu seyredip, kayan yıldızlarını izlediğimiz gökyüzü, Eylül gelince bulutlanır. Yazlık arkadaşlıkları, dostlar, bir ad ve telefon numarası, ya da birkaç fotoğraf olarak kaydedilir, elimizden düşmeyen teknolojik ürünlere. Gelecek yaza kadar kaç kez görüşülecek, ya da yaz gelecek ama O’nun gelip gelmeyeceği veya bir başka deyişle, kendi mevcudiyetimiz meçhulken…

Eylül, adım adım kışa yaklaştırır zamanı. Ayvanın sarı, narın kırmızı oluşu şairin dediği gibi hep Eylül’dedir. Sonbahar’dır Eylül.

Tek avuntumuz; geçmekte olan her günün, bizi yeni bir İlkbahara taşıyacağını bilmemizdir.
Diliyorum ki; hiçbirinizin gönlündeki bahar solmasın. Yaşamınız, kaç yaşında olursanız olun, hazana ermeden, bitimsiz bir bahar tadı ve güzelliğinde geçsin.
“Sevgili Alper’e…”

Lütfen Paylaşın ve Beğenin