Karacabey çiftçisine “Sinan Çiftçi” desteği

Karacabeyli genç siyasetçi Sinan Çiftçi, geçtiğimiz gün Kanal B’de (Başkent TV) yayınlanan “Günce” programının canlı yayınında Duygu Çalı’nın konuğu oldu. Programda; Sinan Çiftçi, Karacabeyli çiftçilerin ve hayvancıların sorunlarını Türkiye gündemine taşıdı.


Özellikle köy kahvelerinde yoğun ilgi programda, Sinan Çiftçi’nin konuşmasından satırbaşları:

“Şuanda Karacabey’de belki de her evde Kanal B açık. Özellikle çiftçilerimiz programımıza yoğun ilgi gösteriyor. Programa başlamadan önce tüm Karacabey halkına selamlarımı gönderiyorum. Karacabey’in Akhisar Köyü’nde çiftçilik yapan bir babanın oğluyum. Okulum bittiğinde köye gidiyorum, açılana kadar babama yardım ediyorum. Yardım demeyelim aslında, bütün yük benim üzerimde. Bütün arkadaşlarım yazın tatil yaparken ben çalışıyorum. Çünkü bu işi severek yapıyorum. Türkiye’de salçalık domates üretiminin yüzde 60’ı bizim bölgemizde yapılıyor. Domatesin ekiminden, dikimine, ara sürümüne, çapasına, ilacına, bakımına, sulamasına ve toplamasına yani hasadına kadar bu sürecin içindeyim. Çiftçinin derdini yaşayarak gören ve her platformda gündeme taşıyan genç bir siyasetçiyim. Program öncesi yüzlerce çiftçimiz ve hayvancımızdan telefon ve mesaj aldım. Süremiz yettiğince hepsini gündeme getirmeye çalışacağım.

Türk tarımı tamamen ithalata dayanıyor. Bu çok üzücü bir durum. Niye biz üretemiyoruz? Güneş mi yok, toprak mı yok, ya da ürün ekecek çiftçi mi yok? Neden bu kadar tarım alanı ekilmiyor? Herşeye sahibiz, cennet bir vatanımız var. Türkiye’de 4 milyon hektar tarım arazisi boş duruyor. Tamamen ithalata dayalı bir tarım politikamız var. Et fiyatı yükseliyor, et ithal ediyoruz. Buğday fiyatı artıyor, buğday ithal ediyoruz. Pirinç ve kuru fasulye de ithal ediyoruz. Mısır ve buğdaydaki desteklemeler düştü. Çiftçiye destek adı altında sürekli laf kalabalığı yapılıyor. GSYH’nın %1’inin çiftçiye ayrılması gerekirken maalesef devlet çiftçiyi kandırıyor. Çiftçiye verdiği desteği fazlasıyla geri alıyor. Kaşıkla veriyor, kepçeyle geri alıyor. Hollanda’nın yüzölçümü Konya’dan küçük. Biz Hollanda’dan domates tohumu alıyoruz, büyük emeklerle yetiştirip işleyip Hollanda’ya geri satıyoruz. Fakat, tohumu üreten Hollanda Türkiye’den daha çok para kazanıyor. Türkiye, AB ülkelerinden 90 bin ton buğday ihtal edecek. Eskiden Anadolu’ya tahıl ambarı denirdi. Buğdayı bile dışarıdan ithal ediyoruz. Dolar neden yükseliyor diyorlar? Sen buğdayı bile ithal ederse, dolar tabiki yükselir. 2016 yılında Türk tarımı %7.7 küçüldü.

2002 yılında 94 milyon dönüm buğday ekim alanına sahip Türkiye’de bu rakam 2016’da 74 milyona geriledi. 2002 yılındaki buğday üretimi 69 milyon nüfusa karşılık 19,5 milyon ton iken 2016 yılında bu üretim nüfus artışına rağmen 19 milyon tonda kaldı.

Öte yandan tarım arazileri Türkiye’nin 3’te biri kadar olan ülkelerden bile yapılan tarımsal ürün ithalatı yine bakanlığın verileriyle gözler önüne serildi. Türkiye son 12 yılda, Amerika’dan pamuk ve bezelye, Rusya’dan buğday, Fransa’dan arpa, İtalya, Vietnam ve Tayland ve Mısır’dan pirinç, Ukrayna’dan mısır, Sri-Lanka’dan çay, İtalya’dan bakla, Çin’den sarımsak ve kuru fasulye, Panama’dan muz, Meksika’dan nohut, Kanada’dan mercimek ithal etti.

 

Konya’dan küçük Hollanda’nın tarım ihracatı 185 milyar dolar, Türkiye’de ise bu rakam sadece 12 milyar dolar. Tarımda iflas ettik. Son 10 yılda 860 milyon dolarlık tohum ihtal etmişiz. Domates neden eskisi kokmuyor diye soruyor vatandaş? Domatesin tohumunu Fransa’dan ihtal edersen, bu domates nasıl eskisi gibi koksun. Diyarbakır’ın karpuzu ABD’nin karpuz tohumuna yenildi. Havuç, lahana ve ıspanak tohumu da yabancılara yenildi.

Samanı, patatesi, hayvanı, yemini, aşısını bile ithal ediyoruz. Çiftçi üvey evlat muamelesi görüyor. Ekim planlamamız yok. ABD ve AB ülkeleri 5’er yıllık ekim ve üretim planlaması yapıyor. Bizde hiçbir plan ve program yok. Türkiye’de ithalat oranları ihracatı geçmiş durumda.

Fabrika sahipleri araya aracı, komisyoncu koyuyor. Direk çiftçi ile muhattap olmuyor. Parayı komisyoncu kazanıyor. Fabrikalar, kendi ürününü kendisi yetiştiriyor. Tamamen çiftçiye düşman bir düzen var. Birgün Karacabey’de sanayiye bir ustanın yanına gittim. Bana domates ektiğini ve ne gübre vermesi gerektiğini sordum. Yapma abi dedim, herkes işini yapsın. Ben tamircilik yapıyor muyum? Herkes çiftçiliğe merak sarmış durumda. Çiftçi çalıştıkça, ektikçe zarar ediyor. Kapitalist düzene yenildik.

Bana hep konuşuyorsun, peki çözüm önerilerin neler diye soruyorlar. Öncelikle ekim ve üretim planlaması yapılmalı. Hangi bölgede ne ekilmeli, devlet desteği ile. Herkes bir ürüne yükleniyor, curcuna var. Aracılar, tefeciler, komisyoncular aradan kaldırılmalı. Çiftçinin anası ağlıyor çalışırken, ürünü yetiştirirken. Ama komisyoncu hiçbir iş yapmadan çiftçinin emeği üzerinden para kazanıyor. Aile çiftçiliği geri gelmeli, köylerde genç kalmadı. Gençler asgari ücretle şehirlere çalışmaya gidiyor. Neden çiftçilik yapsın ki, kimse önünü göremiyor? 4 yıldır domates 25 kuruş, pancarda polar denilen bir aldatmaca var. Ama girdi maliyetleri her yıl yükseliyor. Tarımsal ürünlerin direk çiftçiden tüketiciye ulaştırılması lazım. Tarım konusunda çok ileride ve iyi olduğumuz söyleniyor. Tarım Bakanımız atmaya gelince mangal kül bırakmıyor. Tarımda çağ atladığımız söyleniyor. Peki Türkiye’de neden 4 milyon hektar arazi ekilmiyor? Son 10 yılda, 27 milyon dekar küçülmüşüz. Belçika’nın yüzölçümü kadar.Çiftçilerimiz işini bırakıp şehirlere dönüyor. Çünkü önünü göremiyor. Girdi maliyetleri çok yüksek. Çalışarak iflas ediyoruz.

Şeker pancarına da değinmek istiyorum. Fransa’da 4 milyon ton şeker üretimi var fakat 2 milyon ton şeker tüketimi var. Fransa’da da üretim fazla, tüketim az. Ama Fransa’da neden pancar kotası yok? Fransa neden zarar etmiyor? Türkiye’de nişasta bazlı şeker üreten firmaların kapanması gerekiyor. Şeker komisyonunda çiftçi yok, ziraat odaları yok ama yabancı şirketlerin temsilcileri var.

Ticaret Borsaları çiftçiden tescil ücreti alıyor. Ama çiftçinin borsada seçme ve seçilme hakkı yok. Bu yetkinin Ziraat Odalarına devredilmesi lazım.

Türkiye’de eskiden çok pamuk ekilirdi. Onu da ihtal ettiler, çiftçiyi pamuğa da küstürdüler. Avrupa’da çiftçiye çok ciddi destekler var. Bizde hepsi lafta kalıyor. Mazotun %50’sini devletten deniyor. Ama uygulama yok. Mazottan ÖTV ve KDV’yi kaldırın bu iş çözülsün

Hayvancılığa da değinmek istiyorum. Tarım Bakanımız Faruk Çelik, Karacabey’e de geldi bazı açıklamalar yaptı. Mesela, sayın bakan ilk göreve geldiğinde, kıymanın kilosunun 28 lira olacağını söyledi. Bugün kıymanın kilosu 40 lira. Bakan verdiği sözleri tutmuyor. Türkiye’ye dışarıdan tohum gelmediğini düşünün, Türk çiftçisi ekim yapamayacak. Böyle acı bir tablodayız. Bir sanayi ülkesi olan Almanya, kendi ürettiği et ile kendi nüfusunu doyuruyor. Güya bir tarım ülkesi olan Türkiye ise, dünyanın dört bir yanından et ithal ediyor. Halkımız eti sofrasında bayramdan bayrama görüyor.

Hayvancılar sütlerini döker duruma geldi, süt fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle hayvanlarını kesiyorlar. Süt fiyatları iki yıldır bir liranın biraz üzerinde. Fakat, yemin çuvalı geçen yıl 46 lira iken bugün 60 lira oldu. Süt fiyatları artmıyor ama girdi maliyetleri her yıl %15 artıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Samanı bile ithal ediyoruz. Hayvancıya verilen süt desteği 90 kuruştan 40 kuruşa düştü. Süt paraları geç ödeniyor. Çiftçilerimiz ve hayvancılarımız bankaların ve tefecilerin eline düştü. Milletin efendisi olan köylü bugün köle durumunda. Bankalar icra dairesine döndü. Jandarmalar köy köy gezip çiftçi arıyor.

Sulama Birliği borçları da keza. Karacabey’de 3 bin tane icra dosyası var. Sulama Birlikleri avukatlara çalışıyor. Sulama borçlarının faizleri silinsin, anapara taksitlendirilsin, çiftçilerimiz rahat bir nefes alsın. Allah’ın verdiği suyu bile bu kadar zor şartlarda kullanmayalım. Bazı bankaların yine bazı köyleri satın aldığı söyleniyor. Çiftçilerimiz hapislerde çürüyor.

Çiftçinin borcu arttıkça üretemez hale geliyor. Çiftçi üretemediği için fabrikalar bile çiftçilik yapıyor. Kendi domatesine kendisi üreten fabrikalar var. Al gülüm, ver gülüm. Böyle bir şey olabilir mi?

Salçalık domatesin dönüm maliyeti yaklaşık 2 bin lira. Bir dönüme ortalama 10 ton domates alıyorsunuz. 4 yıldır domatesin fiyatı 20 ila 25 kuruş arasında. Kökü zarar ediyor. Girdi maliyetleri çok yüksek. İlacı, su parası, çimi, işçiliği derken çiftçi zarar ediyor.

Büyükşehir Yasası ile birlikte, köylünün elinden kendi parasıyla aldığı merası, tarlaları, kantarı, köy kahvesi, köy tuvaleti, hal deposu, itfaiye aracı, otobüsü elinden alındı.

Karacabey Danişment Köyü’nde 66 yıl önce köylünün satın aldığı 819 dönüm toprak köylünün elinden alındı, gasp edildi, peşkeş çekiliyor. Karacabey Boğazköy’de 800 tapu kıyı kenar kanununa göre iptal edildi.

Domatesin salça oranını ölçen brixste sahtekarlıklar var. Brix arttıkça domatesin fiyatı artıyor. Bunu salça fabrikaları ölçüyor. Aynı tarladan toplanan domates bir römorkta 5 brix geliyor, diğer römorkta 3.5 geliyor. Aynı sıradan aynı işçi topluyor. Bunun adı sahtekarlıktır. Çiftçi acilen birlik olmalı, yoksa ezilmeye devam edeceğiz. Genç çiftçilere hibe desteğinden bahsediliyor. Koskoca Karacabey’de 1 kişiye hibe çıkmış. Bursa’da binlerce kişi başvurmuş birkaç kişiye hibe çıkmış. Hibe desteği olayı; laf kalabalığı, tamamen aldatmacadan ibaret.

Bende elimden geldiğince çiftçilerimizin hakkını her plaformda savunmaya devam edeceğim. Bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Tarımın daha çok ve her platformda konuşulması lazım. Programa yoğun ilgi var, beni yeniden davet etmenizi bekliyorum. Tekrar teşekkür ediyorum”

 

Lütfen Paylaşın ve Beğenin
Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
E-bulten