SİNAN ÇİFTÇİ: SÜT SUDAN UCUZ

“Taşıma su ile değirmen dönmez”


Karacabeyli genç siyasetçi Sinan Çiftçi, geçtiğimiz hafta Kanal B’de yayınlanan ‘Günce’ programının canlı yayınında, Duygu Çalı’nın konuğu oldu. Karacabeyli çiftçilerin yoğun ilgi gösterdiği programda Sinan Çiftçi, Karacabeyli çiftçilerin ve hayvancıların sorunlarını Türkiye gündemine taşıdı.

Programın başında sunucu Duygu Çalı, “Sinan Çiftçi, hem genç bir çiftçi çocuğu hemde bir üniversite öğrencisi. Sinan’ı 17 Ocak’ta da konuk etmiştik. Sinan’ı yayına aldığımız programlar yoğun ilgi görüyor. Aldığımız mesajlardan da gördüğümüz, Sinan’ı Karacabey halkı çok seviyor. Çiftçilerin içinde bulunduğu durumu çok güzel ifade ediyor. Çünkü bunu yaşayarak görüyor ve değerlendiriyor”

Özellikle köy kahvelerinde yoğun ilgi gören programda, Sinan Çiftçi şunları dile getirdi; “Şuanda Karacabey’in 64 köyünde ve 21 mahallesinde, belki de her evde Kanal B açık. Özellikle çiftçilerimiz programımıza yoğun ilgi gösteriyor. Programa başlamadan önce tüm Karacabey halkına selamlarımı gönderiyorum. Büyükşehir Yasası ile köy tüzel kişilikleri ortadan kalktı. Köyler de artık mahalle oldu. Fakat ben bunu asla kabul etmiyorum. Ben bir köy çocuğuyum. Köylü olmaktan da gurur duyuyorum. O yüzden köylerimize mahalle yerine köy demeye devam edeceğim. Neresinden başlasam bilemiyorum Duygu hanım. Çiftçilerimiz bugün gelinen noktada çocuklarını bile okutamaz bir noktaya geldi.

Duygu hanım hatırlarsanız, 17 Ocak’ta yaptığımız yayında aracılarında yakınmıştım. Tarladan çıkış fiyatı ile markette satış fiyatı arasında dağlar kadar fark var. Çiftçi o ürünü üretene kadar anası ağlıyor ama parayı aracılar kazanıyor. Ben bunu söyledikten bir gün sonra, Sayın Cumhurbaşkanımız bir açıklama yaptı ve tarladan 1 liraya çıkan domatesin markette 8-9 lira olduğunu söyledi. Aradaki bu fark nereye gidiyor diye sordu. Herhalde Sayın Cumhurbaşkanımız da beni izlemiş olmalı. Aracılar konusundaki sıkıntıyı yıllar sonra geç fark etse de kendisine teşekkür ediyorum.

Türkiye’de toprak var, güneş var, su var, çiftçi var. Cennet gibi bir vatanımız var ama herşeyi ithal ediyoruz. Tamamen bir ithalat ülkesi olduk. Geçen yıl 22,8 milyon dolarlık kuru fasulye ithalatının 7 milyon doları Kırgızistan’dan, 6 milyon dolar ithalat ise Arjantin’den yapıldı. Bu yıl yine ithalatın kapısı Kırgızistan’dan olacak gibi görünüyor. Ceviz içi ABD’den ithal edilirken, badem ithalatını İspanya’dan ve Kırgızistan’dan yapıyoruz. Geçen yıl nohutta ise 39 milyon dolarlık ithalat gerçekleşti. Yapılan nohut ithalatının, 15 milyon doları Meksika’dan 9 milyon dolarlık kısmı ise Hindistan’dan yapıldı. Türkiye, Rusya’dan nar, Çin’den sarımsak, İran’dan kuru soğan ve karpuz, Şili’den elma, Kosta Rika’dan kavun, Sri Lanka’dan çay ithal ediyor.  Türkiye, 2016 yılında 5,4 milyar dolarlık tarım ve hayvancılık ihracatı yaparken, 7 milyar dolarlık ithalat yaptı.

Öte yandan 2014 ile 2016 yılları arasında tarımsal ithalat 22,4 milyar dolar oldu. Yıllardır tahıl ambarı olan ve kendi kendine yeten ülkemizde, kuru fasulye ve kırmızı biberde gümrük vergisi sıfırlandı. Nohut ve kırmızı etten sonra şimdi kuru fasulyede gümrük fiyatları kaldırıldı. Yeşil biberin fiyatı almış başını giderken, pazar fiyatı 13 TL’ye ulaşan kırmızı biberde de ithalat yolu açıldı. Bugüne kadar neredeyse hiç ithalatı yapılmayan biber dahi artık ithal edilir hale geldi.

Nohut ve kırmızı etten sonra şimdi kuru fasulyede gümrük fiyatları kaldırıldı. Yeşilbiberin fiyatı almış başını giderken, Pazar fiyatı 13TL’ye ulaşan kırmızıbiberde ithalat yolu açıldı. Bu güne kadar neredeyse hiç ithalatı yapılmayan biber de artık ithal edilecek. Kuru fasulyede marketle pazar arasındaki satış farkı neredeyse yüzde yüze ulaştı. Geçen yıl 22,8 milyon dolarlık kuru fasulye ithalatının 7 milyon doları Kırgızistan’dan, 6 milyon dolar ithalat ise Arjantin’den yapıldı. Bu yıl yine ithalatın kapısı Kırgızistan’dan olacak gibi görünüyor. Ceviz içi ABD’den ithal edilirken, badem ithalatını İspanya’dan ve Kırgızistan’dan yapıyoruz.

Sosyal medyadan bana mesaj gönderen Karacabeyli bir çiftçimizin bir önerisi var, “Bütün tarım arazilerine asfalt dökelim bunun yerine AVM ve gökdelen yapılsın. Bu şekilde de tarım sorun olmaktan çıkmış olur. Bir şey lazım olursa da çok paramız var ya gidip ithal ederiz” Bu mesaj ülkemizde tarımın ne noktaya geldiğini özetliyor, çok acı.

Mısır ve buğdayın hasat döneminde limanlara dışarıdan gelen gemiler yanaşıyor. Tam çiftçinin para kazanacağı bir dönemde, limanlara yanaşan bu gemiler çiftçinin ölüm fermanını imzalıyor.

İlk önce kırmızı eti ithal etmeye başladık. Ardından patates, nohut ve şimdi de kuru fasulyeyi enflasyonun suçlusu haline getirdiler. Sorun ne kırmızı ette ne de baklagillerdedir. Sorun tarım politikasının yanlış yönetilmesiyle alakalıdır. Tarım gün geçtikçe ülkemizde bitiyor. Kuru fasulyeden verginin alınmaması demek, bütün tüccarların ucuz fasulyeyi gümrükten toplaması, ülkemizdeki çiftçilerin zamanla fasulye ekimini bırakmak zorunda kalması demektir.

Öte yandan, Hollanda büyüklüğünde araziyi de nadasa bırakmış durumdayız. Ülkemizde 12 milyon kullanılabilir arazinin sadece 15 bin hektarını kuru fasulye ekimine ayırırsak, Avrupa veya dış ülkelerden ithalata gerek kalmayacaktır.  Bu uygulama bize demektedir ki, tarım gün geçtikçe ülkemizde bitiyor. Bir başka yöne de değinmek isterim. Aradaki aracılar; asıl sorun buradan kaynaklanıyor. Aracılar taşıma ve depolama yöntemini bilmiyorlar ve bilmedikleri gibi ürünü zayi ediyorlar. Bunun da ürünlere ve enflasyona yansıması çok büyük oluyor. Bizim, ithalattan önce aradaki aracıları çıkartmamız gerekir. Hükümetin bir adım atması gerekiyorsa, bu çalışmayı yapmalıdır. Kuru fasulyeden verginin alınmaması demek, bütün tüccarların ucuz fasulyeyi gümrükten toplaması, ülkemizdeki çiftçilerin zamanla fasulye ekimini bırakmak zorunda kalması demektir.

Son 27 yılda 4 milyon hektarlık tarım alanı yok oldu. Öte yandan, Türkiye’de çalışan bir İsrail tohum şirketi de, bir süre sonra Fransız şirketi tarafından satın alınarak ülkemizdeki tarımsal alan ve tohum sektörüne tamamen hâkim olmak istiyor. İsrail’den ithal edilen tohumlar üç kere ekildikten sonra toprağı verimsiz hale getiriyor. Buradaki amaç, İsrail’in ülkemizdeki tarımı yok etme çalışmasıdır. 

Sudan’dan Sivas büyüklüğünde tarım arazisi kiralandı. Bu araziyi, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı TİGEM kiraladı. Tahıl ülkesi olarak bilinen, dünyaya sebze ve meyve ihraç eden Türkiye tarihinde ilk kez yabancı ülkelerden toprak kiralayıp bu ülkelerde tarımsal ürün üretme kararı aldı. Afrika ülkesi Sudan’da 7 milyon 805 bin dekar (dönüm) tarım arazisi 99 yıllığına kiralandı. Sudan’da sadece Türkiye’de yetişmeyen tropikal ürünler değil, aynı zamanda Türkiye’de en çok üretilen buğday ile domates, biber, patlıcan ve salatalık gibi yazın ülke genelinde, kışın seralarda üretilen bitkilerin de üretilecek. TİGEM’in örnek çiftlikte pamuk, soya, ayçiçeği, susam, buğday, mısır, şeker kamışı, bakla, yonca, domates, patlıcan, hıyar ve biber üretimi yapacağı açıklandı.

Türk çiftçisi kendi ürettiği domatesi satamazken, sen Sudan’dan domates üreteceksin. Şaka gibi bir olay. Bunu yapan da Tarım Bakanlığı. Kendi çiftçisine bu kadar düşman olan bir düzen olamaz. Tarım Bakanımız; Faruk Çelik yerine, Alman ya da Fransız olsaydı, emin olun çiftçimize daha büyük destek verirdi.

Tarımsal desteklemeler çok düşük. Avrupa’da tarımsal desteklemeler ürün yetişmeden önce yapılıyor, ekim zamanı. Türkiye’de ise seçim dönemlerinde çiftçiye destekleme yapılıyor. Yerli tohum üretimine destek verilmiyor. İsrail’den tohum gelmezse, Türk çiftçisi üretim yapamaz hale gelecek.

Eskiden köylerde köy sığırı çıkardı. Her ailede 10 tane büyükbaş hayvan vardı ve aileler geçimini bu hayvanların etinden ve sütünden kazanıyordu. Yine eskiden köylerde kaz vardı, tavuk vardı, hindi vardı. Ta ki kuş gribine kadar. Küçük süt işleyen köylerdeki mandıralar kapandı. Köylüler eskiden ekmeğini, yoğurdunu evde yapardı. Şimdi köylerde süt ve yoğurt bakkaldan alınıyor.

1 litre süt ile 1 bardak çayın fiyatı aynı. Süt, sudan ucuz durumda. Süt fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle hayvancılar hayvanlarını kesmek zorunda kalıyor. Taşıma su ile değirmen dönmez. Dışarıdan gelen hayvanlar ile bu iş yürümez. Kendi çiftçimizi ve hayvancımızı desteklemek zorundayız. Yağ oranına göre süt fiyatı düşüyor. Tamamen hayvanıyla, etiyle, sütüyle hayvancıya da düşman olan bir düzen var. Önümüzdeki yıl 500 bin canlı hayvan ithal edileceği açıklandı. Yerli hayvancılığı bitirmek için, dışarıdan kalitesi düşük çıkma hayvan ithal ediyoruz.

Milli Tarım Projesi ile mazotun yarısının devlet tarafından verileceği açıklandı ancak bu tamamen lafta kaldı. Herhangi bir çalışma yok. Seçim yatırımları ile çiftçi yine kandırıldı tamamen üvey evlat muamelesi görüyoruz. Yatlara mazotu 2 liraya veriyorsun ama çiftçiye 4.5 liradan veriyorsun. Yok böyle bir düzen.

Suriyeli mültecileri 25 milyar liralık destek verilirken, çiftçilerimize ve hayvancılarımıza 10 milyar lira destek veriliyor. Bizim çiftçimize ve hayvancımıza, Suriyelilerin yaklaşık 3 katı kadar düşük destekleme veriliyor. Yine Suriyeli işçilerin sigortasız ve ucuz ücretle çalışmasından dolayı, Kürt kökenli işçi kardeşlerimiz işsiz kalıyor.

Salçalık domatesin fiyatı 5 yıldır 25 kuruş. Gübre ve yemde KDV’nin kaldırıldığı söyleniyor. Fakat fiyatlar %50 arttı. Üre gübresi 6 ay önce 42 TL iken şuanda 63 TL. KDV’yi kaldırsan ne yazar?

Ziraat Odaları adeta çiftçiyi soyuyor. ÇKS ücret ödemeleri dönüm başına 1 TL’den 2 TL’ye çıktı. Çiftçinin ürettiği ürünün fiyatı mı arttı ya da girdi maliyeti mi düştü? Çiftçiler sürünürken, çiftçinin anası ağlarken, Ziraat Odalar sefasını sürüyor. Son model arabalar, makam odaları, gösterişler, şaşalar. Ziraat Odalarına hakkımızı haram ediyoruz.

Şeker pancarının şeker oranına göre fiyatı artıyor. Pancarda polar 14 polara sabitlenmeli. Şeker Kurulu, nişasta bazlı şeker ve yabancı şirketler şeker pancarı piyasasına artık hakim olmasın.

Domatesin fidesi, damlama hortumu, işçiliği, kök gübresi, mazotu yani ekim maliyeti bile 1000 TL’nin üzerinde. Daha çapası var, ilacı var, toplaması var, nakliyesi var. Anlayacağınız bu fiyatlara kökü zarar. Türk çiftçisi öldü ama ağlayanı yok.

Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Köylü milletin efendisidir” demişti. Fakat bugün; milletin efendisi olan köylü, aracıların, sanayicilerin, tefecilerin kölesi olmuştur. Atatürk’ün de mezarda kemikleri sızlıyor. Bu düzeni hep beraber değiştirmek zorundayız. Ve ben genç bir siyasetçi olarak bu düzeni değiştirmek için var gücümle mücadele etmeye devam edeceğim”

 

Lütfen Paylaşın ve Beğenin