TAT GIDA SEKTÖRÜNÜN SALÇALIK DOMATESE BAKIŞ AÇISI

195493_615902140_3880622_n

                                                                                                                                           Dursun EROĞLU 

 ‘Gıdada çare verim artışı’

Koç Topluluğu şirketlerinden, Türkiye’nin en büyük salça üretici ve ihracatçısı olan Tat Gıda’nın Üretimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hakan Turan ile domates ve salça etrafında gıda sektörünü konuştuk.

Mustafakemalpaşa ve Karacabey’de iki fabrikada üretim yapan ve sektörün üretim ve ihracatta lideri olan Tat Gıda örneğinde gıda sektörünü değerlendiren Turan, Türkiye’nin salçalık domates ve salça üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerinden birisi olduğuna vurgu yaptı. Salçalık domates üretiminin yarısının Bursa civarında, yüzde 40’ının da Ege’de yapıldığını, domates üretiminde verimliğin artırılması için firma olarak yürüttükleri projeleri anlatan Turan, Türkiye’nin potansiyeline vurgu yaptı. Turan’ın çarpıcı tespit ve önerileri şöyle:

– ‘Endüstri 4.0’ için TUSİAD tarafından hazırlanan raporda, gıda sektörünün gıda sektörü ileri teknoloji ve akıllı sistemlere en hazır, en ileri düzeydeki birkaç sektörden birisi olarak tanımlanıyor. TAT Gıda sektörünün belli başlı firmalarından birisi. Ne düşünüyorsunuz?

– Bence çok isabetli bir değerlendirme. Çünkü Endüstri 4.0‘da dijitalleşme var. Biz firma olarak önümüzdeki beş yıl içinde dijitalleşme ve Endüstri 4.0 ile ilgili çok ciddi planlarımız var. Bunun iki boyutu var. Birisi, fabrikalarımıza yönelik yatırımlar ve iyileştirmeler, diğeri de tarım tarafında, örneğin sanayi domatesi tedariğinde, çiftçilerimizle ve tarla boyutunda yapacağımız hadiseler var. Fabrika tarafında otomasyon özellikle çok önemli. İşte ‘nesnelerin interneti’ diyoruz, ‘data’ diyoruz, ‘büyük data’ diyoruz… Bunlara tarla tarafında, öncelikle mobil uygulamalarla başlayacağız. Bizim çok geniş bir ziraatçı kadromuz var. Biz bu arkadaşların tabletleri veya akıllık telefonları ile mobil uygulamalar sayesinde gittikleri yerlerde tarlalarla ilgili bütün durumları kaydediyor, resmediyor ve ve o büyük data dediğimiz kısmı oluşturmaya başlayacaklar. Daha sonrasında çiftçiyi de hemen katacağız işin içine. Çiftçilerimizin de bu mobil uygulamalardan faydaları olacak. En basitinden hemen şunu söyleyebilirim ki, o uygulamalar ile birlikte örneğin interaktif eğitimlerimiz olacak. Danışma ortamı olacak. Tarlada gördükleri her hangi bir sorun hakkında, uygunsuzluk hakkında anında bizim danışmanlığımız devreye girecek. Bizim tarım danışmanlarımızı anında kullanıyor olacaklar. Tarladaki durumu fotoğrafla, görüntüyle bize sorunları hızlıca aktarabilecekler. Bu kabiliyetlerin gelişmesi için de yardımcı olacağız. Oradan çeşitli ticari koşulları görebiliyor olacaklar. Hesaplarını takip edebiliyor olacaklar. Bize ürünü ne zaman getirmesi gerektiğini, planlamayı, hasat durumlarını vs. ortaya çıkaracak çok interaktif bir çalışma ortamı planlıyoruz.

– Peki bunlar için, çiftçilerin tarımsal altyapısı, arazi büyüklükleri elverişli mi? Biliyorsunuz bizde arazi parselleri büyük çaplı tarımsal aletlerin kullanımına uygun değil, mekanizasyon olanakları kısıtlı. Öyle, filmlerde gördüğümüz büyük Amerikan çiftçikleri yok. Bu bir handikap olmayacak mı?

– Çok haklısınız maalesef, bu bir sorun. Ama önce şunu tamamlayayım… Biz Tat olarak planlarımız çerçevesinde meteorolojik istasyonlarla, sensörlerle domatesin gelişimini, ne zaman sulama ihtiyacı olduğunu, gübreleme ve ilaçlama ihtiyacı var, ne zaman ne yapılacak… Bunların hepsi mobil cihazdaki aplikasyona (uygulama) gelecek. Daha da ilerideki dönemde uydu fotoğraflarla bitki gelişimini takip ederek oradan da bir takım kararlara varmayı hedefliyoruz. Tabi bu planı uygulamak için de yaklaşık 2,5 milyon liralık bir yatırım planladık.

– Bursa’dan, Bursa Ovası’ndan Karacabey, Mustafakemalpaşa’ya doğru hızlı bir yapılaşma baskısı var. Tarım alanları hızla tahrip ediliyor. Yeni yeni mahalleler, sanayi bölgeleri oluşuyor. Ekim alanlarındaki daralmayı ne ölçüde hissediyorsunuz. Domates ekiminde tehlike çanı çalışıyor mu?

– Aslında çok kabaca, biz bundan pek etklenmiyoruz diyebilirim. Çünkü uzun yıllardır domates ekim alanlarımız Türkiye genelinde toplam olarak yaklaşık 300 bin hektar. Bizim Bursa bölgesi olarak bakarsak, bunun yüzde 50’si, yani 150 bin hektar arazi. Ege’ye indiğimizde yüzde 40’ı da orada. Yani sanayi domatesi Bursa için çok önemli bir konu.

– Türkiye’de yıllardır çiftçi örneğin domatesi fiyatlarından pek de memnun görünmüyor. Fiyat düşük bulunuyor. Oysa bir de uluslararası rekabet boyutu var. Gıda sektörü veya sizin içinde bulunduğunuz salça üreticileri uluslararası rekabet açısından ne düzeyde?

– Çok önemli bir konu. İşte bu konu bizim projemizin çıkış noktalarından bir tanesi. Neden, çünkü Türkiye salçalık domates, sanayi domatesi üretiminde dünyada beşinci sıradayız. Aslında, merhum Vehbi Bey (Vehbi Koç, TAT’ın kurucusu) 1967 yılında Mustafakemalpaşa’da bu tesisin temellerini attığında Türkiye’de böyle birşey yok. Sanayi domatesi diye birşey yok. Salça üretme yok. Sadece evlerde yapılıyor. Endüstriyel anlamda yok. İhracat ise tamamen sıfır… Şu anda Türkiye geldiği noktada, dünyada salça ihracatında, domates ürünleri ihracatında 6. sırada. Bizim için, özellikle bölgemiz için çok önemli bir kaynak. Ve ithalat da yok salçada… Dolayısıyla burada bizim cari açığımız açısından da son derece faydalı bir iş yapılıyor aslında. Peki uluslararası rekabette ne durumdayız? İşte uluslararası rekabetçiliğimizi kaybetmemek için yapılacak tek şey, bu işin tek yolu verim artışı.. Elbette çiftçi de daha çok kazanmak isteyecektir, hakkıdır. Ama çare verim artışı. Verim artışını sağlamak için ne yapmamız lazım? Bizim doğru tarım yapmamız lazım. İşte bütün bu projemizi aslında bunun üzerine odaklıyoruz. Yani çiftçiyle birlikte bir know-how oluşturmak… Hep daha verimli nasıl üretim yaparız konusuna yoğunlaşmak. Bir dekar tarladan daha fazla verimi nasıl elde ederiz? Yani sonuçta her halükarda bir dekara harcadığınız maliyet belli. Bir dekar için kullandığınız mazot belli, işçilik belli.. Attığınız tohum belli, gübre belli… Bir dekara attığınız ilaç belli. Şimdi bir dekardan 7 ton elde etmekle, bir dekardan 10 ton domates elde etmek arasında çok büyük fark var. Maliyet anlamında çok büyük fark var. Aldığınız ürün arttıkça kilo başına maliyetiniz düşüyor. Kazancınız da ona göre artıyor. Dolayısıyla biz bunu nasıl 7 tondan 10 tona, 12 tona çıkarabiliriz, diye kafa yormamız gerekiyor.

– TAT olarak, proje kapsamında çiftçiye pratikte ne öneriyorsunuz?

– Doğru tohum seçimi, doğru fide seçimi, doğru zamanda sulama, doğru zamanda ilaçlama… Çiftçileri yönlendiriyoruz. Bunun için üniversitelerle de işbirliği yapıyoruz. Bizim ayrıca deneme tarlalarımız var. Kendi Ar-Ge’miz var.

Bu tür Mustafakemalpaşa’da da İzmir Torbalı’da da deneme tarlalarımız var. Bu deneme tarlalarımızda Ar-Ge çalışmaları yapıyoruz. O tarlalarda en iyi verimi hangi fide ile hangi ilaçla, ilaçlama yöntemiyle, hangi gübreyi kullanarak elde ediyoruz diye araştırıyoruz. Çiftçiler de bunları görüyor, destek alıyor, onları verimli üretim için teşvik ediyoruz. Yapa yapa, deneye deneye, göstere göstere, önce bir büyük data elde edip, buradan doğru analizlere, doğru sonuçlara varıp, bunu da çiftçilerimizle paylaşmak. Hedefimiz bu. Bu projenin de merkezinde bu var.

– Salçalık domates artık pazarlarda da satılıyor. Ancak halk arasında bu sanayi domatesinin hormonlu olduğu düşüncesine rastlıyoruz. Örneğin yemeğe, salataya katılmasında belli düzeyde bir çekimserlik var. Ne diyorsunuz?

– Ne GDO, ne hormon… Bu verim artışının hormonla vs. hiç bir ilgisi yok. Biz verimi tamamen doğru fide seçim, doğru gübreleme, ilaçlama ile kontrol etmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla da sanayi domatesinde ne GDO ne de hormon var. Böyle Bir şey sözkonusu değil. Tamamen melezleme ile geliştirilmiştir. Kesinlikle genetiği ile uğraşılmamıştır. Sanayi domatesini sofralık domatesten ayıran tek unsur, birisi daha fazla dayanıklıdır. Neticede onlar tarlada toplanıyor, traktörlerle, kamyonlarla taşıyoruz, taşınıyor, indiriliyor, kaldırılıyor… Üretime gelene kadar çok yol katediyor, dolayısıyla da daha dayanıklı olması gerekiyor. Diğer sofralık domatesler ise küçük kasalarda, daha narin bir işlem görüyor. Daha az darbeye, hasara maruz kalıyor. Sofralık domates ile sanayi domatesinin temel farkı, salçalık sanayi domatesin biraz daha kalın kabuklu olması, biraz daha sert yapıda olmasıdır, o kadar.

EN BÜYÜK PAZAR SURİYE VE IRAK

– Salçada dış pazarın durumu hakkında ne söylersiniz? Malum, komşu ülkelerle birkaç yıldır sorunlar yaşanıyor. İhracatta bu sorunları siz ne ölçüde yaşıyorsunuz?

– Doğru, çok haklısınız. Bizim en büyük pazarımız Ortadoğu. Özellikle Irak ve Suriye. Salça ve domates ürünlerinde sadece firmamızın değil Türkiye’nin en büyük pazarı. Türkiye’nin bu bölge dışında bir de Japonya’ya ihracatı var, büyük miktarlar olarak. Ortadoğu’daki ve bölgemizdeki son gelişmelerden, Suriye ve Irak’ta yaşananlardan tabi ki etkilenme var. Ama bizler ve ihracatçılarımız farklı pazarlara yönelerek bu açığı da kapatmaya çalışıyoruz. Evet mutlaka etkilendik, ihracat olamıyor bu ülkelere, ama bu üretimi etkileyecek boyutlarda da değil. Sonuçta Türkiye bu alanda çok büyük bir tüketici. Bu nedenle biz başka pazarlara da yönelerek bu açığı kapatmaya çalışıyoruz.

Lütfen Paylaşın ve Beğenin